Eline, Diline, Beline Sahip Çıkamayanların Dünyası
Bazı sesler vardır, zamansızdır. Dün vefat yıl dönümü olan Alevi-Bektaşi ozanı Perişan Ali’nin sesi de öyle… Erikli Baba Dergâhı’na giderken dinlediğim onun o meşhur uyarısı vardı: ‘Gönül bir saraydır, sevgi sultandır / İnsanlar kendini bildiği zaman…’ Ancak Dergâh’a yaklaştığımda gördüğüm o soğuk mavi-kırmızı ışıklar, insanın kendini bilmekten ne kadar uzağa düştüğünün, merhametin nasıl can çekiştiğinin en acı kanıtı gibiydi.
Bazı sesler vardır, zamansızdır. Dün vefat yıl dönümü olan Alevi-Bektaşi ozanı Perişan Ali’nin sesi de öyle… Erikli Baba Dergâhı’na giderken dinlediğim onun o meşhur uyarısı vardı: ‘Gönül bir saraydır, sevgi sultandır / İnsanlar kendini bildiği zaman…’ Ancak Dergâh’a yaklaştığımda gördüğüm o soğuk mavi-kırmızı ışıklar, insanın kendini bilmekten ne kadar uzağa düştüğünün, merhametin nasıl can çekiştiğinin en acı kanıtı gibiydi.
Dergâhın eşiğine varmadan, hemen karşıdaki kabristanın o vakur sessizliğini yırtan, gecenin karanlığını yüzlerce metre öteden boğan kırmızı-mavi ışıklar çarptı gözüme. Mezarlığın o kadim sükuneti, çakar ışıklarının soğuk aydınlığında can çekişiyordu. Merakla yaklaştığımda gerçeğin ağırlığı göğsüme oturdu: Burası Güngören’de hayattan koparılan o taze fidanın, Atlas Çağlayan’ın son menziliydi.
Bir çocuğun mezarı, zarar görmesin diye polis nöbetine muhtaç bırakılmıştı. 😢 Ne büyük bir keder! Toprağın altına uğurladığımız o can, orada bile bir polis aracının ışıklarıyla korunmaya çalışılıyordu. O an Perişan Ali’nin feryadı kulaklarımda bir kez daha yankılandı: “Gözü kör olana ne yapsın Hızır?”
Sahi, biz ne ara bu kadar karanlığa gömüldük?
Bizler; “Eline, diline, beline sahip ol!” düsturuyla, Nesimi’nin “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde / Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde” diyen o eşsiz eşitlik terazisiyle büyüdük. Hamurumuz yüzyıllardır bu irfanla yoğruldu; çocuklarımıza “İnsanlık bir bütündür, asla el olmaz / İnsanlar kendini bildiği zaman” diyerek kamil bir insan olmanın hayalini kurdurduk.
Ama dışarıda, bizim evde kurduğumuz o “gönül saraylarını” yerle bir eden bambaşka bir dünya var. Bir baba olarak içim yanıyor, endişeliyim. Biz evde erdemi, edebi, kamil insan olmayı nakış gibi işlerken; sokaklarda suç dosyası kabarık olanların makam sahibi olduğu, kaba kuvvetin alkışlandığı bir düzen hüküm sürüyor.
Perişan Ali ne güzel söylemiş: “Cahil olan cahil şaşar bu işe / Kamil olan kişi eyler tam aşa.” Biz tam aşa, yani bütünlüğe ve adalete ulaşmaya çalışırken; birileri o dipsiz cahillikte, o kör karanlıkta ısrar ediyor.
Biz çocuğumuza “Gönül bir saraydır” derken; birileri o sarayın kapısına kilit vuruyor.
Biz “Eline sahip ol” derken; bir diğeri eline silah almayı marifet sayıyor.
Biz “İnsanlık bir bütündür” derken; bir başkası “bugün kime kıysam"ın hesabını yapıyor.
Asıl adaletsizlik tam da burada başlıyor: Kamil olmaya çalışan evlat, cahilin eliyle can veriyor.
Eğer bu toplum, eli kanlı suç örgütü liderlerini birer “kurtarıcı” gibi görür ve onları Hızır sanırsa; eğer çocuklarımız ekranlardaki sahte kahramanlardan, racon kesen suçlulardan ilham alırsa; eğer “adam olmak” silah taşımakla, “saygı görmek” korku salmakla eşdeğer tutulursa… Korkarım ki daha çok evladımızın mezarı başında o soğuk mavi-kırmızı ışıklar yanmaya devam edecek.
Audio
Eline, Diline, Beline Sahip Çıkamayanların Dünyası
NotebookLM ile Üretildi