Tutsak Fillerin Hikâyesi
Sirklerde filler kaçmasın diye, daha bebekken koca kazıklara demir zincirlerle bağlanırlarmış. O minicik gövdeleriyle ne kadar asılsalar da, o zinciri kıramazlar ya… İşte tam o anda öğrenirlermiş “olmaz”ı. (Sadece zinciri değil, ihtimali de.) Yıllar geçer; fil tonlarca ağırlığa ulaşır, kazık yanında çöp kürdan gibi kalır. Ama fil yine de gitmez. Çünkü onu orada tutan şey kazık değil… ilk yenilgiden kalan inançtır.

Sirklerde filler kaçmasın diye, daha bebekken koca kazıklara demir zincirlerle bağlanırlarmış. O minicik gövdeleriyle ne kadar asılsalar da, o zinciri kıramazlar ya… İşte tam o anda öğrenirlermiş “olmaz”ı. (Sadece zinciri değil, ihtimali de.) Yıllar geçer; fil tonlarca ağırlığa ulaşır, kazık yanında çöp kürdan gibi kalır. Ama fil yine de gitmez. Çünkü onu orada tutan şey kazık değil… ilk yenilgiden kalan inançtır.
İnsan da bazen böyle büyür işte.
Çocukken içine doğduğun ev, mahalle, okul… Her biri ayrı bir ses, ayrı bir hüküm. “Yapma.” “Ayıp.” “Sus.” “Sen anlamazsın.” “El âlem ne der?” Derken; küçük ruh, görünmez kazıklara bağlanır. Zincir görünmez olduğu için de daha acıtır: Nereden tutulduğunu bilmezsin. Sadece daraldığını hissedersin. Bir çemberin içinde yaşarsın sonra; adını koyamazsın ama çıkamazsın. Yetişkin olunca da, tıpkı o dev fil gibi… Zinciri koparıp yürümeyi aklının ucundan bile geçiremezsin. Çünkü mesele güç değil; mesele “ben yapamam” diye ezberlenmiş o eski cümledir.
Bu zincirlenmiş fil hikâyesi bana şunu hatırlatıyor: Geçmişteki kötü deneyimler, geleceğin kanunu değildir. Yeniden denemek… Her denemede farklı bir ihtimal, farklı bir kapı vardır. Belki de hayatı değiştiren şey, “başarmak” değil; yeniden kalkmayı normalleştirmektir.
Adam Fawer’ın sözü kulağımda çınlar:
“Eğer bir şeyi yapabileceğini düşünürsen, aslında mümkün olmasa bile yapılabilir. Eğer yapamayacağını düşünürsen, o zaman da çoğunlukla yapamazsın, çünkü denemezsin bile!”
Bu, bir yanıyla Che’nin “Gerçekçi ol, imkânsızı iste” çağrısıdır; bir yanıyla da o eski cümlenin çıplak hali: “İstemek başarmanın yarısıdır.” Sonra Beckett gelir, tokadı yapıştırır: “Hep denedin, hep yenildin. Yine dene, yine yenil. Daha iyi yenil.”
Evet. İsteyelim önce. İstemeyi bilelim. Deneyelim… Olmadıysa da “olmadı” deyip, kendimize mezar kazmayalım. Ayağa kalkalım; kendi doğrularımızın peşinden, özgür ruhumuzla yürüyelim. Ve yetişkin olmaya hazırlanan çocuklara da şunu gösterelim: Kendi doğruları olabilir. Onlara zincir vurmayalım. Korkularımızı miras diye bırakmayalım.
📌 O kadar çok olasılık var ki… biri de onların gerçeği olacaktır elbet.
#babadili
Audio
Tutsak Fillerin Hikâyesi
NotebookLM ile Üretildi