Toplumun Kırık Parçaları: Ceza Bir Son Değil, Bir Başlangıç Olmalı
Stoacılar der ki: “Kovana faydası olmayan şeyin, arıya da faydası yoktur.” Tersi de doğrudur: Arıyı iyileştirmeden kovanı kurtaramazsınız. Her birey, bu büyük toplum ağının bir ilmeğidir. Doğaya bakın; kötülüğün çekirdeği hiçbir tohumda yoktur. Her yeni doğan, sonsuz bir potansiyel ve masumiyetle gelir. Ancak karakter dediğimiz şey, kaderin örsünde, ailenin ve çevrenin çekici altında şekillenir. Kimi zaman bu şekil bozulur, insan özünden sapar.
Stoacılar der ki: “Kovana faydası olmayan şeyin, arıya da faydası yoktur.”
Tersi de doğrudur: Arıyı iyileştirmeden kovanı kurtaramazsınız. Her birey, bu büyük toplum ağının bir ilmeğidir.
Doğaya bakın; kötülüğün çekirdeği hiçbir tohumda yoktur. Her yeni doğan, sonsuz bir potansiyel ve masumiyetle gelir. Ancak karakter dediğimiz şey, kaderin örsünde, ailenin ve çevrenin çekici altında şekillenir. Kimi zaman bu şekil bozulur, insan özünden sapar.
Bizim hatamız, bu sapmayı “kalıcı” sanmaktır. “7’sinde neyse 70’inde odur” diyerek değişimin kapısını kapatıyoruz. Oysa insan zihni plastiktir, şekil alabilir. Elbette adalet yerini bulmalı, ceza verilmeli. Ancak ceza, intikam için değil, ıslah için olmalı.
Eğer o parmaklıklar ardındaki süreyi onları “daha iyi insanlar” olarak yetiştirmek için kullanmazsak, sadece zamanı öldürmüş oluruz. Topluma döndüklerinde kendilerini ve bizi tehlikeye atmamaları için, onları kazanmak zorundayız.
Düşeni kaldırmak, sadece merhamet değil, aynı zamanda en rasyonel toplumsal yatırımdır.