Henüz Değil'in Gücü: Öğrencileri Başarıya Götüren Yeni Bir Eğitim Yaklaşımı
“Kaldın” Yerine “Henüz Değil” Diyebilmek Bizim kuşak iyi bilir; karne günü o kırmızı kalemle yazılmış “Zayıf"ları görünce dünya başımıza yıkılırdı. Sanki o not, bizim zekamızın, karakterimizin, hatta gelecekteki varoluşumuzun nihai hükmüydü. “Beceremedin,” diyordu o not bize. “Sen busun ve bundan ibaretsin.”
“Kaldın” Yerine “Henüz Değil” Diyebilmek
Bizim kuşak iyi bilir; karne günü o kırmızı kalemle yazılmış “Zayıf"ları görünce dünya başımıza yıkılırdı. Sanki o not, bizim zekamızın, karakterimizin, hatta gelecekteki varoluşumuzun nihai hükmüydü. “Beceremedin,” diyordu o not bize. “Sen busun ve bundan ibaretsin.”
Oysa hayat, o soğuk ve kesin rakamlar gibi işlemiyor azizim.
Geçenlerde Stanford’dan Profesör Carol Dweck’in bir çalışmasını tekrar okurken, aklıma bizim eğitim sisteminin o acımasız çarkları geldi. Dweck, Chicago’daki bir liseden bahsediyor. Orada çocuklara dersten kaldıklarında “Kaldı” (Fail) notu vermiyorlarmış. Ne diyorlarmış biliyor musunuz? “Henüz Değil” (Not Yet).
Bakın, bu basit bir kelime oyunu değil. Bu, bir zihniyet devrimi.
Uçurumun Kenarında mısın, Yoksa Merdivenin Başında mı? “Kaldın” dediğinizde çocuğa şunu söylüyorsunuz: “Senin kapasiten bu kadar, duvara tosladın, bitti.” Çocuk o an kendini bir uçurumun kenarında hissediyor. Çıkış yok.
Ama “Henüz Değil” dediğinizde? O zaman mesaj değişiyor: “Şu an yapamadın, ama bu bir süreç. Çabalamaya devam edersen yapacaksın.” Uçurum bir anda merdivene dönüşüyor.
Oğlum Ali Rüzgar ile mutfakta yaptığımız o meşhur “Hata Yapma Partileri"ni hatırlıyorum. Kek sönünce “Yandık bittik” demiyoruz, “Henüz kıvamı tutturamadık, bir dahakine unu az koyalım” diyoruz. Bu yaklaşım, çocuğun beynindeki o korku duvarlarını yıkıyor. Araştırmalar ne diyor biliyor musunuz? Zorlukla karşılaşınca beyni “kilitlenen” çocuklarla, beyni “ateşlenen” çocuklar arasındaki tek fark bu bakış açısı.
Bir grup, hatayı bir tehdit, bir yetersizlik belgesi olarak görüyor. Diğer grup –yani ‘Henüz Değil’ciler– hatayı öğrenmenin en lezzetli kısmı olarak görüyor.
Beyin Kas Yapar mı? Yapar! Beynimiz sandığımız gibi sabit, değişmez bir beton blok değil. Plastisite denilen bir mucize var. Zorlandıkça, “henüz değil” deyip üstüne gittikçe o nöronlar arasında yeni köprüler kuruluyor.
Ama biz ne yapıyoruz? Çocukları “zeki”, “üstün yetenekli” diye etiketleyip, o etiket düşmesin diye risk almaktan korkan, hata yapmaktan ödü kopan “onay bağımlısı” bireylere dönüştürüyoruz. Sonra da TÜİK verilerine bakıp “Neden gençler mutsuz, neden beyin göçü var?” diye hayıflanıyoruz.
Gençler gidiyor, çünkü burada onlara “Deneme, yanılma, sadece doğru şıkkı işaretle” diyen; hayatı A, B, C, D, E şıkları arasına sıkıştıran bir “fabrika eğitimi” dayatıyoruz.
Ebeveynlere ve Öğretmenlere Bir Çift Söz Lafın kısası dostlar; bu iş sadece okulla bitmiyor. Asıl iş evde, o akşam yemeği sofrasında bitiyor.
Çocuğunuz eve bozuk bir notla geldiğinde ya da bir şeyi başaramadığında tepkiniz ne oluyor? Onun o anki başarısızlığını karakterine mi yapıştırıyorsunuz? Yoksa “Oğlum/Kızım, henüz olmadı. Gel stratejini değiştirelim, tekrar deneyelim” mi diyorsunuz?
Bir baba olarak söylüyorum; çocuklarımıza “Sen zekisin” diyerek değil, “Ne güzel çabaladın” diyerek en büyük iyiliği yaparız. Onlara hayallerinin peşinden gitmeleri için vereceğimiz en büyük güç, “başarısızlığın” aslında “öğrenmenin ilk adımı” olduğunu öğretmektir.
Fon Müziğimiz: Neşet Ertaş’tan “Hata Benim Günah Benim” olsun bugün. Hatayı sahiplenmek de erdemdir çünkü.
Hayat bir sınav kağıdı değil, ucu bucağı olmayan bir yolculuk. Ve o yolculukta “bitti” diye bir şey yok, sadece “henüz değil” var.
Sağlıcakla, İsmail Yurtsever
Kaynak: Carol Dweck, “The power of believing that you can improve”