Plastik Çiçekleri Sulamaktan Vazgeç: Yalnızlık Değil, Ayıklama Sanatı

Geçenlerde bir dostum, zihnindeki gürültüden kaçıp yanıma geldi. “Senin bu karmaşada nasıl böyle ‘dalgakıran’ gibi sakin kaldığına hayranım” dedi. Aslında hayran olduğu şey ben değildim; kaosun ortasında kendi iç kalesine çekilebilen o Stoacı tavırdı.

1 dk okuma 181 kelime
Plastik Çiçekleri Sulamaktan Vazgeç: Yalnızlık Değil, Ayıklama Sanatı

Geçenlerde bir dostum, zihnindeki gürültüden kaçıp yanıma geldi.

“Senin bu karmaşada nasıl böyle ‘dalgakıran’ gibi sakin kaldığına hayranım” dedi. Aslında hayran olduğu şey ben değildim; kaosun ortasında kendi iç kalesine çekilebilen o Stoacı tavırdı.

Sohbetin sonunda benden sihirli bir değnek bekler gibi sustu. Ona şu metaforu sundum: “Eğer biri sana değer vermiyorsa, onun için harcadığın zaman, plastik bir çiçeği sulamak gibidir. Ne kadar su dökersen dök, o çiçek büyümez; sadece sen suyunla ve emeğinle kalırsın.”

Stoacıların dediği gibi: “İnsan değer verdiği şey kadar değerlidir.” Eğer sen değersiz bir ilişkiye yatırım yapıyorsan, kendi değerinden harcıyorsun demektir. Püf nokta şudur: Sen bir borsa hissesi değilsin ki değerin başkalarının “alım-satım” talebine göre belirlensin. Sen, değerini kendin belirlersin.

Arkadaşım dehşetle sordu: “Peki ya herkesi elersem? Kim kalacak etrafımda?” Gülümsedim. “Kalabalık bir pazaryerinde kaybolmaktansa, sessiz bir kütüphanede tek başına kalmak evladır” dedim.

Yalnızlık korkutucu bir boşluk değildir; o boşluk senin kendi heykelini yontacağın atölyendir. Etrafında 50 tane “seyirci” olacağına, 2 tane “yoldaş” olsun yeter. Çünkü Jim Rohn’un matematiği asla şaşmaz: “En çok vakit geçirdiğin 5 kişinin ortalamasısın.”

Ortalamanı düşürenleri o listeden çıkarmak, yalnızlık değil, zihinsel hijyendir.