Mutluluğun Mühendisliği Yoktur: Kum, Güneş ve Ali
Bazen sadece durup izlemek gerekir. Ali Rüzgar’ı güneşin altında, o çocuksu merakıyla kumdan bir göz yaparken izliyorum. Sanki başka bir evrende, kendi yarattığı masalın kahramanı. Ona bakarken geçmişi yeniden yaşıyorum ve paha biçilemez bir ders alıyorum: Sadelik. Bir çocuğun en basit malzemeyle, sadece kum ve suyla nasıl devasa bir sanat eseri, nasıl büyük bir mutluluk inşa ettiğini görmek, insana kendi karmaşık hayatını sorgulatıyor.

Bazen sadece durup izlemek gerekir.
Ali Rüzgar’ı güneşin altında, o çocuksu merakıyla kumdan bir göz yaparken izliyorum. Sanki başka bir evrende, kendi yarattığı masalın kahramanı.
Ona bakarken geçmişi yeniden yaşıyorum ve paha biçilemez bir ders alıyorum: Sadelik. Bir çocuğun en basit malzemeyle, sadece kum ve suyla nasıl devasa bir sanat eseri, nasıl büyük bir mutluluk inşa ettiğini görmek, insana kendi karmaşık hayatını sorgulatıyor.
Hayal gücünün sınırı yok ama bizim mutluluk beklentilerimizin sınırı çok. Oysa formül bu kadar basit: Kul Nesimi’nin dediği gibi; “Sevgi bir avuç toprakla, bir damla suyla…”
Büyük planlara, kusursuz tatillere ihtiyacımız yok. Gerçek mutluluk, belki de o kumsaldaki minik anılarda, sevdiklerimizin yanında, hiçbir şey yapmadan sadece “var olabilmekte” saklıdır.
Bu anı cebime koyuyorum. Çünkü biliyorum ki, ileride hatırladığımda kalbime dokunacak olan şey, otelin yıldız sayısı değil, Ali’nin kumdan yaptığı o göz olacak.