Ruhun Bağışıklık Sistemi: Affetmemek Bir Zehir Değil, Bir Kalkanıdır

“Affetmek”, modern dünyanın bize yutturmaya çalıştığı, ambalajı parlak ama içi uyuşturan bir şekerlemeye dönüştü. Bize sürekli, “Yut bunu, hafızanı sil, acıyı unut ve hiçbir şey olmamış gibi gülümse” diyorlar. Sanki ruhumuz, üzerine her türlü çamurun atılabileceği ve bir “affettim” süngeriyle temizlenebilecek bir paspasmış gibi.

1 dk okuma 198 kelime

“Affetmek”, modern dünyanın bize yutturmaya çalıştığı, ambalajı parlak ama içi uyuşturan bir şekerlemeye dönüştü.

Bize sürekli, “Yut bunu, hafızanı sil, acıyı unut ve hiçbir şey olmamış gibi gülümse” diyorlar. Sanki ruhumuz, üzerine her türlü çamurun atılabileceği ve bir “affettim” süngeriyle temizlenebilecek bir paspasmış gibi.

Lao Tzu’nun o meşhur sözünü bir silah gibi bize doğrultuyorlar: “Birisini affetmemek, zehri kendin içip karşındakinin ölmesini beklemektir.” Ben bu metaforu reddediyorum. Asıl zehir; sana yalan söyleyenin, gözünün içine baka baka sınırlarını ihlal edenin elinden o kadehi alıp, “Sorun yok, ben iyiyim” diyerek içmektir.

Affetmemek, zehir içmek değil; ruhun bağışıklık sistemini devreye sokmaktır. Vücut nasıl virüse karşı ateşlenip sınırlarını kapatıyorsa, onurlu bir insan da haysiyetine saldırıldığında sınır kapılarını kapatır.

Her şeyi affetmek, yaşadığın o depremleri, o yıkımları “hiç yaşanmamış” saymaktır. Bu, kendi tarihine ihanettir.

Ben kimseye saldırın, nefret kusun demiyorum. Ama evinizin kapısını kilitlemek nefret değil, mahremiyettir. Herkesle iyi geçinmek adına o kapıyı ardına kadar açık bırakanlar, cereyanda kalıp ruhlarını üşütmeye mahkumdur.

Önemli olan popüler felsefenin alkışları değil, gece yastığa başını koyduğunda “kendime sahip çıktım” diyebilmektir. Popüler psikoloji ne derse desin; insanın omurgası, “hayır” diyebildiği yerde dik durur.Bu yüzden; size sunulan o şekerli “affetme haplarını” yutmayın. Acı da olsa gerçeği çiğneyin. Sınırlarınız, sizin kimliğinizdir.